TGC Gazetecinin Güvenliği Panelini düzenledi
TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk’ün moderatörlüğünü yaptığı toplantıda, Murat Ağırel, Erol Önderoğlu ve Avukat Gökhan Ahi konuştu.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 23 Ocak 2026 Cuma günü Burhan Felek Toplantı Salonu’nda Uğur Mumcu’nun ölümünün 33’üncü yılı nedeniyle Gazetecinin Güvenliği Panelini düzenledi. 10. Gazeteci Olmak, Gazeteci Kalmak toplantıları kapsamında düzenlenen toplantıda gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel tehditler, haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamalarıyla siber saldırılar ele alındı. Toplantıda gazetecilerin güvenliğinin toplumun haber alma hakkının da teminatı olduğuna dikkat çekildi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar’ın açılış konuşmasını yaptığı panelin moderatörlüğünü TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk üstlendi. Panelde Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Murat Ağırel, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve Bilişim Hukukçusu Avukat Gökhan Ahi konuştu.
VAHAP MUNYAR: UĞUR MUMCU GAZETECİLİK YAPTIĞI İÇİN YAŞAM HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR
Panelin açılış konuşmasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar şunları söyledi.
“Bugün Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılında, yalnızca bir gazeteciyi değil; halkın gerçekleri öğrenme hakkını, düşünceyi ifade özgürlüğünü ve gazetecilerin can güvenliğini savunan bir aydını anıyoruz. Halkın vicdanı olan Uğur Mumcu, karanlık yapılanmaları ve yasa dışı ilişkileri ortaya koyduğu için hedef haline getirilmiş; gazetecilik yaptığı için yaşam hakkı elinden alınmıştır.
Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, yalnızca bir gazetecinin değil; toplumun haber alma hakkının hedef alındığı bir cinayettir. Aradan geçen 33 yıla rağmen gerçek faillerin ve azmettiricilerin ortaya çıkarılamamış olması, gazetecilerin can güvenliğinin hâlâ güvence altına alınmadığını göstermektedir.
Gazetecilerin tehdit edilmesi, hedef gösterilmesi, saldırıya uğraması, etkili soruşturma yürütülmemesi, koruyucu ve önleyici tedbirlerin zamanında alınmaması, cezasızlığı beslemekte ve yeni saldırıların önünü açmaktadır.
-Tehdit ve saldırılara ilişkin derhal ve etkili soruşturma yürütmesi, gazeteciler için koruma ve önleme mekanizmalarını gecikmeksizin işletilmesi büyük önem taşımaktadır.
-Gazetecileri hedef gösteren, tehdit eden ve saldırıya teşvik edenler hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
-Gazetecilere yönelik suçlar öncelikli soruşturma kapsamına alınmalıdır. Bu suçlarda zaman aşımı ve cezasızlık uygulamalarına son verilmelidir.”
DOĞAN ŞENTÜRK: OTO SANSÜR ÇOK CİDDİ BİR SORUN
Toplantının moderatörlüğünü yapan TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk ise gazetecilerin üzerindeki baskıların ağırlaşarak devam ettiğini söyledi. Şentürk konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Eski bir gazeteci olan başbakanlarımızdan Bülent Ecevit'in ‘Eğer namuslu bir öykünüz varsa sizi kimse satın alamaz’ diye bir cümlesi vardır. Uğur Mumcu'yu satın alamadılar ama öldürdüler. Tıpkı önümüzdeki günlerde 1 Şubat'ta 47. ölüm yılını anacağımız Abdi İpekçi gibi, tıpkı 19 Ocak'ta andığımız Hrant Dink gibi. Türkiye'nin siyasi tarihi boyunca gazetecilerin güvenlik sorunu hep oldu. Ancak darbe dönemlerinde bile gazeteciler bu dönem gibi sıkıntı çekmediler. Bu sel geçip gidecek ama oto sansür gibi bir tortu kalma riski var. Oto sansür ciddi bir sorun. Gazeteciler olarak oto sansüre karşı mücadele etmeliyiz.”
MURAT AĞIREL: HER TEHDİT SUÇTUR, HUKUKİ YOLLAR SONUNA KADAR KULLANILMALIDIR
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Murat Ağırel ise gazetecilere yönelik baskıların tesadüf olmadığını, gazetecilerin yalnız olmadıklarını göstermelerinin caydırıcı etki yarattığını hatırlattı. Ağırel konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Gazetecilik, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için yapılan hayati bir meslek. Ancak bugün bu meslek, özellikle sahada çalışan gazeteciler için her geçen gün daha tehlikeli hale geliyor. Artık gazeteciler sadece haber kovalamıyor; aynı zamanda can güvenliklerini de korumaya çalışıyor.
Dünyada ve Türkiye’de gazeteciler fiziksel saldırılarla, ölüm tehditleriyle, gözaltılarla, tutuklamalarla ve dijital takiplerle karşı karşıya. Sadece son yıllarda onlarca gazeteci görev başındayken hayatını kaybetti; yüzlercesi hapse atıldı ya da yargı tehdidi altında çalışmak zorunda bırakıldı. Türkiye’de de gazeteciler protestolarda darp ediliyor, hedef gösteriliyor, tehdit ediliyor ve çoğu zaman bu saldırılar cezasız kalıyor. Gazetecilere yönelik bu baskılar tesadüf değil. Yasal düzenlemeler, yargı süreçleri, sansür mekanizmaları ve siyasi söylemler bir araya geldiğinde, sahada çalışan gazeteci için ciddi bir korku ortamı oluşuyor. Bu da sadece gazetecileri değil, toplumun haber alma hakkını doğrudan etkiliyor. Çünkü baskı altında yapılan gazetecilik, özgür gazetecilik değildir. Peki bir gazeteci tehdit edildiğinde ne yapmalı? Öncelikle şunu bilmeliyiz: Tehdit almak normal değildir ve asla kabullenilmemelidir. Her tehdit suçtur. Hukuki yollar sonuna kadar kullanılmalı, deliller toplanmalı ve meslek örgütleriyle dayanışma kurulmalıdır. Gazetecinin yalnız olmadığını göstermesi, saldırganlar için en güçlü caydırıcılardan biridir. Aynı zamanda sahada çalışırken güvenlik önlemleri hayati önem taşır. Risk analizi yapmak, koruyucu ekipman kullanmak, yalnız çalışmamak ve her zaman önce can güvenliği ilkesini akılda tutmak zorundayız. Hiçbir haber, bir gazetecinin hayatından daha değerli değildir. Sonuç olarak şunu açıkça söylemeliyiz: Gazetecilerin güvenliği, demokrasinin güvenliğidir. Gazeteci susturulursa, gerçekler karanlıkta kalır. Bu nedenle gazetecilerin korunması sadece meslektaşların değil, tüm toplumun sorumluluğudur. Bizler, tüm baskılara rağmen, güvenliğimizi koruyarak ama asla geri adım atmadan gerçeğin peşinde olmaya devam edeceğiz. 300 açılmış davayla uğraşıyorum. Haftanın beş günü ya adliyede, ya emniyet müdürlüğündeyiz maalesef."
EROL ÖNDEROĞLU: GAZETECİ TETİKÇİLERİNİN BULUNMASIYLA YETİNMEMİZ İSTENİYOR
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ise konuşmasında Avrupa’da ve Türkiye’de gazetecilerin güvenliğine yönelik hak ihlallerine işaret etti:
“Avrupa’da aşırı sağ ve popülizmin demokratik değerleri ciddi şekilde aşındırmaya başladığı gözlenirken ABD’de Trump, başka coğrafyalarda diktatörlere yakıştırılan uygulamalarla, dokunulmaz dedikleri basın ve ifade özgürlüğü standartlarını yerle bir ediyor. 10 yıl öncesine kadar özgürlükleri referans alan ABD, medyayı düşmanlaştıran ve haklarını elinden alan pratiğiyle, artık özgürlük ideali kalmayan bir dünyada, baskıcı rejimlerinin elini kolaylaştırıyor, ilham veriyor. Otoriterliğin yaygınlaşması karşısında Türkiye’de gazeteciler de, kutuplaştırılan bir toplumda ve medya sektöründe, nesnel rollerini oynayamayacak hale getirildiği gibi güvenlikten yoksun halde çalışıyorlar, rahatlıkla hedef gösteriliyorlar. Gazze’deki gazeteciler için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuran Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) olarak standartları güncellemenin ve toplumsal faydamızın anlaşılması konusunda kamuoyuyla daha sık iletişim geliştirmekten geçtiğine inanıyoruz. Ülkemizde ise gazeteci cinayetlerinin tetikçileri yakalanıyor. Bununla yetinmemiz isteniyor. Azmettiriciler ise bir türlü bulunamıyor.””
AVUKAT GÖKHAN AHİ: DİJİTAL MATERYALLERE EL KOYMA CAYDIRICI ETKİ YARATIYOR
Bilişim Hukuku alanında çalışan Gökhan Ahi ise konuşmasında gazetecilerin can güvenliğinin toplum için önemine işaret etti ve ekledi:
“Gazeteciler bugün yalnızca fiziki değil, dijital ve yapısal tehditlerle de karşı karşıya. Hesap ele geçirme, kaynakların deşifre edilmesi, deepfake ve dezenformasyon, dijital takip ve itibarsızlaştırma kampanyaları gazeteciliği doğrudan hedef alıyor. Sosyal medya gürültüsü içinde hakikati üreten gazeteciler, siyasi, ekonomik ve hukuki baskıyla karşılaşıyor. Orantısız yargısal müdahaleler ve dijital materyallere el koymalar caydırıcı etki yaratıyor. Bu nedenle gazetecinin güvenliği, aslında toplumun haber alma hakkının güvencesidir. Dijital güvenlik artık gazeteciliğin en önemli parçasıdır. Güçlü şifreleme, iki faktörlü doğrulama, güvenli iletişim araçları kullanma ve cihaz güvenliğini sağlama, gazetecinin hem kendisini hem de kaynaklarını koruması için temel önlemler.”
Yorum Yaz
Yorumunuz alındı!
Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.