Kalp yetersizliğinde erken tanı ve doğru hastalık yönetimi yaşam kalitesini etkiliyor

“Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası” kapsamında uzmanlar, hastalığın erken tanısının, düzenli takibin ve tedaviye uyumun yaşam kalitesi ve sağ kalım açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Dünya genelinde 64 milyon kişiyi etkileyen ve Türkiye'de Batı ülkelerine kıyasla yaklaşık 10 yıl daha erken görülen kalp yetersizliği, yaşlanan nüfus ve artan kronik hastalıklarla birlikte ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geliyor.

Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, AstraZeneca Türkiye ve Roche Diagnostik Türkiye, Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası vesilesiyle yaptıkları açıklamada, toplumsal farkındalığın artırılması ve çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu zannedilen semptomların ciddiye alınarak sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.
 
Kalp yetersizliği, toplumların yaşlanması, diyabet, hipertansiyon, obezite ve kronik böbrek hastalığı gibi risk faktörlerinin artmasıyla giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Türkiye'de ise güncel ulusal araştırmalara göre 2016-2022 döneminde 2,7 milyondan fazla kişiye kalp yetersizliği tanısı konulduğu bildiriliyor.

Her yıl Mayıs ayının ikinci haftası olarak belirlenen “Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası” kapsamında uzmanlar, hastalığın erken tanısının, düzenli takibin ve tedaviye uyumun yaşam kalitesi ve sağkalım açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.
 
Kalp yetersizliği, kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu kan ve oksijeni yeterli düzeyde pompalayamamasıyla ortaya çıkan ciddi bir klinik tablo. Nefes darlığı, özellikle yatarken solunum güçlüğü, ayak, bacak, bilek veya karında şişlik, hızlı kilo artışı, halsizlik ve çabuk yorulma gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Güncel veriler, kalp yetersizliğinin bireyler ve sağlık sistemleri üzerindeki yükünün giderek arttığını ortaya koyuyor. HFSA 2025 raporuna göre sadece ABD'de yaşam boyu kalp yetersizliği gelişme riski yüzde 24'e yükselmiş durumda. Bu da yaklaşık her dört kişiden birinin yaşamının bir döneminde kalp yetersizliğiyle karşılaşabileceği anlamına geliyor.
 
Türkiye verileri de hastalığın önemini ortaya koyuyor. 2016-2022 yıllarını kapsayan TRends-HF çalışmasına göre 2022 yılının sonunda Türkiye'de kalp yetersizliğinin görülme sıklığının yaklaşık yüzde 2,1 olduğu, yılda her 1000 kişiden yaklaşık 3 ila 6'sında yeni kalp yetersizliği vakaları ortaya çıktığı ve söz konusu yıllar arasında ülkemizde yaklaşık 2,7 milyon hastaya kalp yetersizliği tanısı konulduğu tahmin ediliyor. Ayrıca araştırmaya göre 20 yaş altındaki bireylerde kalp yetersizliğine en sık eşlik eden hastalıklar doğuştan kalp hastalıkları ve kansızlık (anemi) iken, yetişkinlerde en sık eşlik eden hastalıklar yüksek tansiyon ve damar sertliğine bağlı kalp-damar hastalıkları. Çalışmada, Türkiye'de kalp yetersizliği başlangıcının Batı ülkelerine kıyasla 8-10 yıl daha erken yaşlarda görülebildiğine de dikkat çekiliyor.
 
Türkiye'de kalp yetersizliğinin giderek daha erken yaşlarda görülmesi ve milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkması, bu alanda farkındalık çalışmalarının ve paydaşlar arası iş birliklerinin önemini daha da artırıyor. Bu doğrultuda, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, AstraZeneca Türkiye ve Roche Diagnostik Türkiye; kalp yetersizliği alanında farkındalığın artırılmasına, erken tanının önemine dikkat çekilmesine ve sağlık ekosistemine katkı sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor.
 
“Kalp yetersizliğinde erken tanı, tedaviye uyum ve düzenli takip çok önemli”
Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası vesilesiyle önemli açıklamalarda bulunan Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Temizhan, “Kalp yetersizliği, yalnızca kalbi değil, hastanın günlük yaşamını, hareket kapasitesini, psikolojisini ve sosyal hayatını da etkileyen ciddi ve kronik bir hastalık. Nefes darlığı, çabuk yorulma, bacaklarda şişlik ve günlük aktivitelerde belirgin kısıtlanma gibi belirtiler çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu sanılabiliyor. Oysa bu belirtiler kalp yetersizliğinin habercisi olabilir. Hastalığın erken dönemde tanınması, hastaların kardiyoloji uzmanına zamanında yönlendirilmesi, kılavuzlara uygun tedaviye başlanması ve düzenli takip, hastane yatışlarını azaltmada ve yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıyor. Kalp yetersizliğiyle mücadelede en önemli konulardan biri, hastaların belirtileri ciddiye alması ve tedavilerini hekimleriyle birlikte sürdürülebilir şekilde yönetmesidir. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması, hastaların doğru bilgiye ulaşması ve hekim-hasta iletişiminin güçlenmesi, kalp yetersizliği yönetiminde başarıyı doğrudan etkiliyor.” dedi.
 
“Başarı için toplumun bilinçlenmesi de gerekiyor”
AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç ise konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Bilimin sınırlarını zorlayarak yaptığımız yenilikler ile kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin daha sağlıklı bir yaşama ulaşmasına katkı sunmayı sorumluluğumuzun önemli bir parçası olarak görüyoruz. Hastaların erken tanıya, doğru bilgiye ve tedaviye erişimini desteklemek için sağlık profesyonelleri, uzmanlık dernekleri, kamu kurumları ve sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışmayı önemsiyoruz. Kalp yetersizliğiyle mücadelede de başarıyı yalnızca tedavi seçenekleriyle sınırlamak yanlış olur. Toplumun bilinçlenmesi, risk altındaki bireylerin erken dönemde tespit edilmesi, hekim-hasta iletişiminin güçlenmesi ve sağlık sisteminin tüm basamaklarında koordineli bir yaklaşımın benimsenmesi de gerekiyor. Türkiye'de 27 yıldır faaliyet gösteren bir şirket olarak, ‘hastalar önceliğimizdir' anlayışıyla teknoloji, veri ve bilimin gücünden yararlanarak kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve sağlık hizmetlerini daha da güçlendirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
 
“Kalp yetersizliğinde erken ve doğru tanı hem hastaları hem de sağlık sistemini destekliyor”
Roche Diagnostik Türkiye Genel Müdürü Nazli Sahafi ise açıklamasında şunları söyledi: “Kalp yetersizliği gibi kronik hastalıklarda erken tanı ve doğru hastalık yönetimi, hastalığın seyrini değiştirebilecek en kritik unsurlar arasında yer alıyor. Tanı süreçlerinin güçlendirilmesi, veriye dayalı karar mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve sağlık sisteminin tüm basamaklarında entegre bir yaklaşımın benimsenmesi hem klinik sonuçların iyileştirilmesi hem de sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Erken tanıyı mümkün kılan yaklaşımlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın yanı sıra hastaneye yatışların azaltılmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına da katkı sunuyor. Roche Diagnostik Türkiye olarak bilimin ve teknolojinin gücünden yararlanarak güvenilir ve yenilikçi tanı çözümleri geliştirmeye, kurduğumuz güçlü iş birlikleriyle hasta yolculuğunun her aşamasında değer yaratmaya devam ediyoruz. Amacımız, sağlık sistemlerinin daha proaktif ve bütüncül bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayarak, daha fazla hastanın yüksek kaliteli ve güvenilir tanıya zamanında ulaşabilmesini desteklemek.”

Yorum Yaz

Yorumunuz alındı!

Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

İsim gerekli!

Mesajınızı yazınız!

Henüz yorum yapılmamıştır.
  2018 yılında dünyamızı bekleyen 10 kabus senaryosu
2018 yılında dünyamızı bekleyen 10 kabus senaryosu