Japon Onkologdan Kişiselleştirilmiş Kanser Aşısı ‘AFTV' İçin Dikkat Çeken Değerlendirme

30 yılı aşkın süredir kanser tedavisi alanında çalışan Dr. Tatsu Miyoshi, kişiselleştirilmiş kanser aşısı AFTV’ye ilişkin mevcut verileri, yanıt bekleyen soruları anlattı.

30 yılı aşkın süredir kanser tedavisi alanında çalışan Dr. Tatsu Miyoshi, kişiselleştirilmiş kanser aşısı AFTV’ye ilişkin mevcut verileri, kendi klinik gözlemlerini ve bilim dünyasında yanıt bekleyen soruları anlattı. Miyoshi, umut veren bulgulara rağmen nihai değerlendirme için güçlü klinik kanıtlara ihtiyaç olduğunu söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) akciğer kanseri sınıflandırmasına giren çalışmasıyla tanınan Japon Onkolog ve Genel Cerrah Dr. Tatsu Miyoshi, CybercellX YouTube kanalına verdiği ilk röportajda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Miyoshi, kişiselleştirilmiş kanser aşısı AFTV’nin (Otolog Formalin Fikslenmiş Tümör Aşısı) bugüne kadar başta karaciğer kanseri ve glioblastom olmak üzere çeşitli kanser türlerinde araştırıldığını, ayrıca kendi klinik deneyimlerinde mide, kolorektal, akciğer, renal pelvis ve rahim kanserli bazı Evre IV hastalarda tam yanıt gözlemlendiğini belirtti. Ancak bu sonuçların henüz sınırlı klinik verilerle desteklendiğini vurgulayan Miyoshi, tedavinin etkinliği ve küresel kabulü konusunda devam eden klinik çalışmaların sonuçlarının belirleyici olacağını ifade etti.

AFTV'NİN KARACİĞER KANSERİNDEKİ SONUÇLARI DİKKAT ÇEKİYOR

Karaciğer kanseri üzerine yürütülen klinik çalışmalara değinen Miyoshi, hepatosellüler karsinom için gerçekleştirilen Faz II araştırmanın dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi.

Miyoshi, “Küratif rezeksiyon sonrası AFTV uygulamasının hem genel sağkalım (OS) hem de ilerlemesiz sağkalım (PFS) sürelerinde belirgin bir uzama sağladığı doğrulanmıştır” dedi.

Elde edilen bulguların önemine işaret eden Miyoshi, “Bu sonuçlar, AFTV'nin temel hedefi olan nüks (tekrarlama) ve metastazın önlenmesine son derece etkili bir şekilde katkıda bulunduğunu güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

GÖZLER GLİOBLASTOM FAZ III ÇALIŞMASINDA

Miyoshi, malignite derecesi yüksek ve tedavisi güç tümörler arasında yer alan glioblastom için yürütülen Faz III klinik çalışmanın sonuçlarının beklendiğini söyledi.

Bugüne kadar elde edilen klinik bulguların umut verici olduğunu belirten Miyoshi, karaciğer kanserinde gözlemlenen sonuçlara benzer şekilde, AFTV'nin glioblastomda da nüksün (tekrarlama) ve metastazın önlenmesine katkı sağlayabileceğine yönelik beklentilerin bulunduğunu ifade etti.

“NÜKS VE METASTAZI ÖNLEME POTANSİYELİ GÜÇLÜ”

Miyoshi, hepatosellüler karsinom üzerine yürütülen Faz II klinik çalışmanın sonuçlarını değerlendirirken, “AFTV'nin nüks ve metastazı aktif bir şekilde önleme potansiyeline sahip olduğunu çok güçlü bir biçimde ortaya koyduğunu hissediyorum” dedi.

Glioblastom hastalarını kapsayan Faz III klinik çalışmanın devam ettiğini hatırlatan Miyoshi, bu aşamada kesin bir sonuca varmanın mümkün olmadığını belirterek, “Şu anda glioblastom hastalarını kapsayan bir Faz III klinik çalışmasıyla titiz ve katı bir doğrulama süreci devam ettiğinden, bu aşamada kesin bir hükümde bulunmak mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

“HER KANSER TÜRÜNE UYARLANMASI VE UYGULANMASI MÜMKÜNDÜR”

AFTV'nin çalışma mekanizmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Miyoshi, “AFTV, tümör dokusundaki kanser antijen peptitlerini kullanarak sitotoksik T lenfositlerini (CTL) spesifik olarak aktive etme gibi üstün bir mekanizmaya sahiptir” diye konuştu.

Bu mekanizmanın teorik avantajlarına dikkat çeken Miyoshi, “Bu teorik altyapı sayesinde, prensip olarak hemen hemen her kanser türüne uyarlanması ve uygulanması mümkündür” değerlendirmesinde bulundu.

EVRE 4 HASTALARDA DİKKAT ÇEKEN SONUÇLAR

AFTV ile ilgili mevcut bilimsel verilerin sınırlarına da değinen Miyoshi, karaciğer kanseri ve glioblastom dışındaki kanser türlerinde yüksek hasta sayısına sahip büyük ölçekli doğrulama çalışmalarının henüz bulunmadığını söyledi.

Miyoshi, “Şu an için, yukarıda belirtilen iki histolojik tip dışındaki kanserlerde, yüksek hasta sayısına sahip büyük ölçekli doğrulama verileri bulunmamakta, kanıtlar bireysel vaka deneyimleri ve vaka raporları (case report) düzeyinde kalmaktadır” dedi.

Buna karşın kendi klinik gözlemlerini de paylaşan Miyoshi, “Tek başına AFTV (monoterapi) uygulamasıyla mide, kolorektal, akciğer, renal pelvis (böbrek havuzcuğu) ve rahim kanserlerinin tümünde, hem de Evre IV vakalarda tam yanıt (CR - tümörlerin tamamen yok olması) elde ettiğim deneyimler sağladım” ifadelerini kullandı.

Elde edilen bazı sonuçların bilimsel yayınlara da konu olduğunu belirten Miyoshi, “Bu başarılar arasından renal pelvis kanseri ve rahim kanserine ait CR vakaları, vaka raporu olarak makale şeklinde halihazırda yayınlanmıştır” diye konuştu.

Miyoshi ayrıca, “Yakın bir gelecekte mide ve kolorektal kanserlerdeki CR vakalarını da yeni makaleler olarak literatüre sunmayı planlıyorum” dedi.

Miyoshi, söz konusu sonuçları değerlendirirken en önemli noktanın tedavinin tek başına uygulanmış olması olduğunu belirtti.

“Burada son derece kritik olan husus, bu başarının bir monoterapi sonucu olmasıdır” diyen Miyoshi, söz konusu hasta grubunun kemoterapi gibi diğer tedavi yöntemlerini talep etmeyen veya tercih etmeyen kişilerden oluştuğunu söyledi.

Miyoshi, “Bu da AFTV’nin özünde barındırdığı tedavi potansiyelinin en saf haliyle test edildiği anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

Evre IV kanser hastalarında genel kabul gören yaklaşımın birden fazla tedavinin birlikte uygulandığı multidisipliner stratejiler olduğunu hatırlatan Miyoshi, “Tam da bu nedenle, tek başına AFTV tedavisiyle bir hastayı CR seviyesine ulaştırabildiğim bir vakayla karşılaştığımda yaşadığım o heyecan, kelimenin tam anlamıyla bambaşkadır” dedi.

BİLİMSEL OLARAK HÂLÂ YANIT BEKLEYEN SORULAR VAR

AFTV'nin olası etki mekanizmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Miyoshi, bazı soruların henüz bilimsel olarak net yanıtlarının bulunmadığını söyledi.

AFTV'yi geliştiren Cell-Medicine firmasının başkanı Dr. Tadao Ohno ile bu konuyu birçok kez değerlendirdiklerini belirten Miyoshi, “Mevcut durumda bu spesifik mekanizmayı kusursuz bir şekilde açıklayabilecek bilimsel bir kanıt veya verinin henüz bulunmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Kendi klinik gözlemlerine de değinen Miyoshi, AFTV'nin tek başına uygulandığı bazı ileri evre vakalarda dikkat çekici sonuçlarla karşılaştığını söyledi.

Miyoshi, “Diğer tedavilere yanıt vermemiş veya standart tedavi kapsamı dışında kalmış birden fazla Evre IV vakasında, mide, kolorektal ve akciğer kanserleri dahil olmak üzere, CR (tam yanıt) gibi dramatik sonuçlara bizzat tanıklık ettiğim bir gerçektir” dedi.

Bu sonuçların altında yatan mekanizmanın henüz tam olarak açıklanamadığını belirten Miyoshi, “Bu aşamada söz konusu bilinmeyen mekanizma hakkında kesin bir hükümde bulunamasak da, gelecekte yapılacak daha ileri çalışmalarla klinik sahada gözlemlediğimiz bu gerçeğin bilimsel olarak aydınlatılmasını büyük bir umutla bekliyorum” ifadelerini kullandı.

AFTV'nin diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanımına ilişkin çalışmaların da önem taşıdığını belirten Miyoshi, “AFTV'nin diğer tedavi yöntemleriyle kombine edilmesine yönelik spesifik tedavi sonuçları konusunda ise gelecekteki klinik araştırmaların daha da ilerlemesi beklenmektedir” ifadelerini kullandı.

KEMOTERAPİ İLE KOMBİNASYONA İLİŞKİN ÇEKİNCELER

Kombinasyon tedavilerine ilişkin kişisel görüşlerini de paylaşan Miyoshi, AFTV ile geleneksel kemoterapi arasındaki uyuma ilişkin bazı çekinceleri bulunduğunu söyledi.

Miyoshi, “Genel solid tümörlerin standart tedavisinde yaygın olarak sitotoksik kemoterapi ilaçları kullanıldığında, bu ilaçların tedavi konseptinin AFTV ile uyumunun kesinlikle iyi olmadığını düşünüyorum” dedi.

Bu değerlendirmesinin gerekçesini de açıklayan Miyoshi, “Çünkü sitotoksik kemoterapi ilaçları, AFTV'nin aktive etmeye çalıştığı hastanın kendi bağışıklık hücrelerini de baskılamaktadır” ifadelerini kullandı.

MULTİDİSİPLİNER TEDAVİDE STRATEJİK YAKLAŞIM VURGUSU

AFTV'nin gelecekte multidisipliner tedavi yaklaşımlarındaki olası rolüne de değinen Miyoshi, farklı tedavi yöntemlerinin yalnızca bir araya getirilmesinin yeterli olmayacağını söyledi.

Miyoshi, “AFTV'nin multidisipliner (multimodal) tedavinin bir parçası haline gelebilmesi için, sadece ilaçların rastgele bir araya getirilmesinin ötesine geçilmesi gerekecektir” dedi.

Tedavi stratejilerinin bilimsel temelde planlanması gerektiğini vurgulayan Miyoshi, “Her tedavi yönteminin kendine özgü niteliklerini ve güçlü yönlerini maksimum düzeyde değerlendirecek stratejik kombinasyon rejimlerinin oluşturulması ve titiz dozaj/uygulama zamanlaması doğrulamalarının yapılması güçlü bir şekilde arzulanmaktadır” ifadelerini kullandı.

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ TEDAVİNİN POTANSİYEL AVANTAJLARI

AFTV'nin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımı açısından taşıdığı potansiyele de değinen Miyoshi, mevcut değerlendirmelerin önemli ölçüde teorik bir temele dayandığını söyledi.

Miyoshi, “Her ne kadar bu argüman şu an için esas olarak teorik bir temele dayansa da, kişiselleştirilmiş yaklaşım perspektifinden bakıldığında, AFTV'nin hastanın kendi sahip olduğu çeşitli antijenleri, özellikle de bireysel genetik mutasyonlardan kaynaklanan neoantijenleri kapsayacak şekilde bütünüyle tedaviye dahil edebilmesinin özünde çok büyük bir avantaj oluşturabileceğini düşünüyorum” dedi.

Bu yaklaşımın tümör çeşitliliğine karşı potansiyel bir avantaj sağlayabileceğini belirten Miyoshi, “Yapay ve tek bir antijenin aksine bu yöntem, tümörün heterojenitesine (çeşitliliğine) yanıt verebilme potansiyelini barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.

KÜRESEL KABUL İÇİN GÜÇLÜ KANIT ŞART

AFTV'nin gelecekte uluslararası ölçekte kabul görmesinin güçlü bilimsel kanıtlarla mümkün olacağını belirten Miyoshi, bu süreçte klinik çalışmaların belirleyici rol oynayacağını söyledi.

Miyoshi, “Küresel ölçekte bir kabul elde etme noktasında, şüphesiz ilk yapılması gereken şey, öncelikle klinik çalışmalarda sağlam sonuçlar ortaya koymaktır” dedi.

Bilimsel doğrulamanın ardından tedavinin klinik uygulamalarının daha da gelişeceğini ifade eden Miyoshi, “Bu yöntemin geçerli bir tedavi seçeneği olduğu bilimsel olarak bir kez kanıtlandıktan sonra, bir sonraki aşama doğal olarak bu üstün metodun klinik sahada nasıl ustalıkla uygulanacağı konusuna evrilecektir” diye konuştu.

Kombinasyon tedavilerine de değinen Miyoshi, “Kemoterapi ile kombinasyon hususunda da; kemik iliği baskılanması (miyolosüpresyon) güçlü olan sitotoksik kemoterapi ilaçlarını rejimden önceden çıkararak, bağışıklık sistemini gözeten yeni kombinasyonlar oluşturmak gibi, her bir tedavinin kendine özgü niteliklerinden en iyi şekilde yararlanacak çözümler kendiliğinden geliştirilecektir” ifadelerini kullandı.

RADYOTERAPİ İLE KOMBİNASYON VE ABSKOPAL ETKİ

Radyoterapi ile AFTV'nin birlikte kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Miyoshi, bu kombinasyonun "abskopal etki" olarak bilinen mekanizmayla dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkarabileceğini söyledi.

Miyoshi, “Radyoterapi ile birlikte uygulandığında, son derece ilgi çekici bir abskopal etki birlikteliği beklenebilir” dedi.

Abskopal etkinin, lokal olarak uygulanan radyoterapinin doğrudan ışın almayan uzak metastaz odaklarında da küçülme veya ortadan kalkma sağlayabilmesi olarak tanımlandığını belirten Miyoshi, bu etkinin immünoterapi ile kombinasyon halinde ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olduğunun bilindiğini ifade etti.

Kendi klinik gözlemlerine de değinen Miyoshi, “Kliniğimizin pratik uygulamalarında da, AFTV ve radyoterapi kombinasyonu sayesinde abskopal etkinin tetiklendiğini düşündüğümüz ve dramatik tedavi başarıları elde ettiğimiz vakalar mevcuttur” diye konuştu.

Türkiye köprü görevi görüyor.

Türkiye’nin Japonya’daki AFTV klinik uygulama süreçleri öncesi bir iletişim köprüsü görevi üstlendiğini ifade eden CyberCellX Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Akdemir, ise şu bilgileri verdi: “Bu yaklaşım, Japonya’da geliştirilen ve dünyada bu kapsamda patentlenmiş ilk aşı modellerinden biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye’den bu yöntem için Japonya’ya gidecek hastalara bir iletişim köprüsü görevi üstlendik. Hastaları takip eden onkoloji ve cerrahi ekiple Japon bilim ekibinin iletişimlerini sağlıyoruz. Buna göre uygun hastaların süreçlerinde onlara destek veriyoruz.”

Yorum Yaz

Yorumunuz alındı!

Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

İsim gerekli!

Mesajınızı yazınız!

Henüz yorum yapılmamıştır.
  Antik Mısır'ın 4 bin yıllık gizemi çözüldü
Antik Mısır'ın 4 bin yıllık gizemi çözüldü