TÜRK SİNEMASININ EFSANE JÖNLERİNDEN SALİH GÜNEY'E TÜRKİYE-ÇİN DOSTLUĞUNDA ONUR ELÇİLİĞİ
Türk sinemasının uluslararası yapımlarda da rol almış usta sanatçısı Salih Güney, Türkiye-Çin İpekyolu Dostluk Derneği tarafından “Kültür, Sanat ve Onur Elçisi” seçildi.
- KÜLTÜR-SANAT / 30.10.2026 Saat: 15:05
Altmış yılı aşkın sanat kariyerinde tiyatrodan sinemaya pek çok alanda çalışmalar yapan, Türkiye’nin arkeolojik mirasının korunması ve yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin geri getirilmesi için yürütülen girişimlere destek veren Güney, yeni üyeliğiyle Türkiye ile Çin arasındaki kültürel dostluk çalışmalarına katkı sağlamayı hedefliyor.
Türk sinemasının efsane jönlerinden, Yeşilçam’ın prensi Salih Güney, altmış yılı aşkın sanat yaşamında yeni bir onur unvanına layık görüldü. Geçtiğimiz eylül ayında İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen 27. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Sinema Onur Ödülü alan usta sanatçı, bu kez Türkiye ile Çin arasındaki kültürel dostluk kapsamında onurlandırıldı. İki ülke arasındaki kültürel ilişkileri geliştirmeyi, sanatsal iş birliklerini desteklemeyi ve İpek Yolu’nun yüzyıllara dayanan kültürel bağlarını güçlendirmeyi amaçlayan Türkiye-Çin İpek Yolu Dostluk Derneği, Güney’i “Kültür, Sanat Onur Elçisi” olarak seçti.
Sanat kariyerine tiyatro, eğitim ve kültürel miras çalışmalarını da sığdıran, Atatürk ve Cumhuriyet sevgisini her fırsatta dile getiren Salih Güney, Türkiye’nin tarihi ve arkeolojik değerlerinin korunması için yıllardır kararlı bir mücadele yürütüyor. "Yorgun Herakles" heykelinin ülkemize geri kazandırılmasından antik kentlerin korunmasına kadar pek çok projede aktif rol üstlenen usta oyuncunun bu yeni unvanı, Türkiye ve Çin arasındaki sanatsal ve kültürel iş birliklerine küresel bir vizyon kazandıracak.
“SANATIN İNSANLARI BİRBİRİNE YAKINLAŞTIRAN GÜCÜNE İNANIYORUM”
Sanat yaşamı boyunca kültürel değerlere sahip çıkmaya önem veren Salih Güney, yeni onur elçiliğinin kendisi için taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Altmış yılı aşkın süredir sanatın içindeyim. Sinema ve tiyatronun yanı sıra ülkemizin tarihi ve kültürel değerlerinin korunması için de yıllardır çaba gösteriyorum. Bu nedenle böyle bir elçiliğe layık görülmek benim için çok anlamlı. Türkiye ve Çin, köklü geçmişleri ve zengin kültürel birikimleri olan iki ülke. Sanatın insanları birbirine yakınlaştıran çok güçlü bir yanı olduğuna inanıyorum. Bu dostluğun gelişmesine katkıda bulunabilecek olmak beni mutlu ediyor.”
SİNEMANIN ORTAK BİR DİL OLDUĞUNU YAKINDAN GÖRDÜM
Sanat yaşamı boyunca pek çok başarıya imza atan, çeşitli ödüllere layık görülen ve 2012 yılında 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü ile onurlandırılan Salih Güney, kültürel dostlukların gelişmesinde sanatçıların üstlendiği role dikkat çekerek sinema ve tiyatro kariyerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu:
“Profesyonel sahne hayatıma 1964 yılında Genar Tiyatrosu’nda Aşk Zinciri oyunuyla başladım. Bir yıl sonra, 1965’te Haldun Dormen’in yönettiği Bozuk Düzen filmiyle sinemaya adım attım. Yeşilçam’ın en güzel yıllarını yaşama, birbirinden değerli sanatçılarla aynı setleri paylaşma şansım oldu. O dönemlerde bana ‘Yeşilçam’ın prensi’ deniliyordu. Seyircinin sevgisini kazanmak ve bu sevgiyi yıllar boyunca koruyabilmek benim için her zaman çok kıymetliydi. 1965-2006 yılları arasında yaklaşık 130 filmde kamera karşısına geçtim. Türk sinemasında pek çok farklı karakteri canlandırdım. Uluslararası yapımlarda da çalışma fırsatı buldum. Tony Curtis ve Charles Bronson ile birlikte rol aldığım Paralı Askerler (You Can't Win Them All) filmi, meslek yaşamımda önemli bir deneyimdi. Farklı ülkelerden sanatçılarla aynı sette çalışmak, sinemanın ortak bir dil olduğunu yakından görmemi sağladı.”
SANATIN EVRENSEL DİLİYLE TÜRKİYE VE ÇİN ARASINDA YENİ DOSTLUKLAR KURULABİLİR
Sinema kariyeri boyunca sanatın farklı alanlarında da çalışmalar gerçekleştiren Güney, farklı ülkelerde edindiği deneyimleri Türkiye ile Çin arasındaki kültürel dostluğa katkı sağlamak için değerlendirmek istediğini belirterek, “Oyunculuğun yanı sıra fotoğrafçılık, fotoroman yönetmenliği ve görüntü yönetmenliği alanlarında da çalıştım. Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde görev aldım. İsveç ve İngiltere’de mesleki eğitimler gördüm. Daha sonra Yalova’da sinema, tiyatro oyunculuğu, sanat tarihi ve eskrim dersleri vererek deneyimlerimi gençlerle paylaştım. Sanat yaşamım boyunca farklı ülkelerden insanlarla tanışma ve çalışma fırsatı buldum. Bu deneyimler bana kültür ve sanatın ülkeler arasındaki dostluklara ne kadar büyük katkı sağlayabileceğini gösterdi. Şimdi Türkiye-Çin İpekyolu Dostluk Derneği’nin onur üyesi olarak bütün bu birikimimi iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamak için değerlendirmek istiyorum. Sinema, tiyatro ve diğer sanat dallarında kurulabilecek iş birliklerinin yeni dostluklara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
HEM USTA BİR AKTÖR HEM DE ARKEOLOJİ SEVDALISI
Gençlik yıllarında başlayan tarih ve arkeoloji ilgisini zamanla tarihi eserlerin ve antik kentlerin korunmasına yönelik çalışmalara taşıyan Salih Güney, çok sayıda arkeoloji projesine öncülük ederek çeşitli girişimlere destek verdi. Türkiye’nin arkeolojik zenginliklerinin korunması, tanıtılması ve yurt dışına kaçırılan eserlerin geri kazandırılması için yıllardır çaba gösteren usta sanatçı, bu alandaki çalışmalarının temelinde genç yaşlarda başlayan tarih merakının bulunduğunu belirterek şunları söyledi:
“Arkeolojiye ilgim 16 yaşımda başladı. Konservatuvar yıllarımda antik kentleri gezmeye başladım. Bergama’yı, Efes’i, Afrodisias’ı gördüğümde bu toprakların nasıl büyük bir geçmişe sahip olduğunu daha iyi anladım. Binlerce yıl önce yaşamış insanların bıraktığı eserleri görmek beni çok etkiledi. Zaman içinde yalnızca bu tarihi yerleri gezmekle yetinmemem gerektiğini düşündüm. Onların korunması için de bir şeyler yapmalıydım.”
YORGUN HERAKLES’İN TÜRKİYE’YE DÖNÜŞÜ İÇİN VERİLEN MÜCADELE
Arkeolojiye duyduğu ilgiyi tarihi eserlerin korunmasına yönelik somut girişimlere dönüştüren Salih Güney’in bu alandaki çalışmalarından biri de Yorgun Herakles heykelinin Türkiye’ye geri getirilmesi için yürütülen mücadeleye verdiği destek oldu. Antik Yunan mitolojisinde Zeus’un oğlu olarak bilinen, olağanüstü gücü ve 12 göreviyle tanınan Herakles, Roma mitolojisinde Herkül adıyla anılıyor. Mitolojik kahramanı tasvir eden heykelin alt bölümü, 1980 yılında Antalya’daki Perge Antik Kenti’nde bulundu. ABD’de bulunan üst bölümünün Türkiye’ye iadesi için yıllarca süren girişimlere destek veren Güney, protestolara katılarak ve imza kampanyalarına destek vererek kamuoyu oluşturulmasına katkı sağladı.
YILLAR SÜREN ÇABALARIN ARDINDAN İKİ PARÇA ANTALYA’DA YENİDEN BÜTÜNLEŞTİ
Arkeolog Prof. Dr. Jale İnan’ın bilimsel araştırmaları ile Türkiye’nin diplomatik ve hukuki girişimleri sonucunda heykelin üst bölümü 25 Eylül 2011’de Türkiye’ye getirildi. Güney, bu süreçte yaşadıklarını ve eserin ait olduğu topraklara dönmesinin kendisi için taşıdığı anlamı şu sözlerle anlattı:
“Yorgun Herakles’in üst bölümünün Amerika’da olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Heykelin bir yarısı Antalya’da, diğer yarısı binlerce kilometre uzaktaydı. Bu eserin ait olduğu yere dönmesini çok istedim. Elimden geldiğince sesimi duyurmaya çalıştım. Protestolara katıldım, imza kampanyalarına destek verdim. Elbette bu süreçte bilim insanlarımızın ve devletimizin çok büyük emeği vardı. Sonunda heykelin iki parçasının yeniden birleşmesi hepimiz için çok önemliydi. Uzun yıllar süren çalışmaların ardından Yorgun Herakles’in üst bölümü 25 Eylül 2011 tarihinde Türkiye’ye getirildi. Antalya Müzesi’nde bulunan alt bölümle birleştirilen heykel, 9 Ekim 2011 tarihinde ziyaretçilerle buluştu. O gün yaşadığım mutluluğu tarif etmek kolay değil. Yorgun Herakles’in dönüşünün, yurt dışında bulunan diğer tarihi eserlerimizin geri getirilmesi için verilen mücadelelere de güç katmasını diledim.”
MYNDOS ANTİK KENTİ İÇİN YILLARCA ÇALIŞTI
Yorgun Herakles’in dönüşü, Türkiye’nin kültür varlıklarının iadesi konusundaki mücadelesinde önemli bir başarı olarak kayıtlara geçerken, Salih Güney tarihi eserlerin geri getirilmesi kadar antik kentlerin yerinde korunması için de çalışmalar yürüttü. Bu çalışmaların önemli adreslerinden biri Bodrum Yarımadası’ndaki Myndos Antik Kenti oldu. Myndos’un korunması, araştırılması ve tanıtılması amacıyla yürütülen çalışmalarda da yıllarca görev alan Güney, o döneme ilişkin anılarını paylaştı:
“Myndos benim için çok özel bir yer. Myndos Kentini Koruma, Yaşatma ve Tanıtma Derneği’nin kuruluşuna öncülük ettim, dernek başkanlığı görevini üstlendim. Antik kentin korunması, kazı çalışmalarının desteklenmesi ve tarihi değerlerinin tanıtılması için yıllarca uğraştık. Arkeologlarla, akademisyenlerle birlikte çalıştık. Bölgenin tarihi zenginliklerinin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için çeşitli girişimlerde bulunduk. Sualtı arkeolojisiyle de ilgilendim, denizlerimizdeki kültür varlıklarının araştırılması ve korunmasına yönelik çalışmalara destek verdim. Bir antik kentin yaşatılması için yalnızca kazı yapılması yeterli olmuyor. O bölgenin insanlarının da kendi tarihine sahip çıkması, bilim insanlarının çalışmalarının desteklenmesi gerekiyor. Ben yıllardır bunun için çaba gösteriyorum. Çünkü bu eserler hepimizin ortak geçmişinin bir parçası ve onları gelecek kuşaklara eksiksiz bırakmak zorundayız.”
LİMAN TEPE KAZILARININ ÖNCÜSÜ HAYAT ERKANAL İLE YAKIN DOSTTU
Arkeolojiye duyduğu ilgi, Salih Güney’i Türkiye’nin önemli bilim insanlarıyla da bir araya getirdi. Usta sanatçı, Urla Liman Tepe’de uzun yıllar arkeolojik araştırmalar yürüten ve Türkiye’de sualtı arkeolojisinin gelişmesine önemli katkılarda bulunan Prof. Dr. Hayat Erkanal ile yakın dosttu. İki ismi sık sık bir araya getiren bu dostluk, tarihi eserlerin korunmasına yönelik ortak duyarlılıklarıyla yıllar boyunca sürdü. Erkanal’ın bilimsel araştırmalarını ve projelerini yakından takip eden Güney, dostunun çalışmalarına gösterdiği ilgi ve verdiği destekle her zaman yanında oldu.
TÜRKİYE VE ÇİN ARASINDA KÜLTÜREL İŞ BİRLİĞİ HEDEFİ
Türkiye-Çin İpek Yolu Dostluk Derneği tarafından Kültür, Sanat Onur Elçisi unvanına layık görülen Salih Güney’in, önümüzdeki dönemde iki ülkenin sanat ve kültür çevrelerini buluşturacak etkinliklerde yer alması gündeme gelebilecek. Ortak film gösterimleri, sergiler, sanatçı buluşmaları ve kültürel miras alanındaki bilgi paylaşımı, geliştirilebilecek iş birliği başlıkları arasında bulunuyor. Tarihi İpek Yolu’nun iki coğrafya arasında kurduğu bağların günümüz kültür ve sanat etkinlikleriyle sürdürülmesi amaçlanırken, Güney’in yeni üyeliği kapsamında hayata geçirilecek projelere ilişkin ayrıntıların önümüzdeki süreçte netleşmesi bekleniyor.
Fulya OMAÇ - İZMİR