DORinsight'tan Stres Farkındalık Ayı'na özel araştırma
Türkiye'de stres kalıcı hale geldi: Her iki kişiden biri günlük hayatında ciddi etki altında.
- YAŞAM / 21.04.2026 Saat: 13:26
Online araştırma ve analiz şirketi DORinsight, Stres Farkındalık Ayı vesilesiyle gerçekleştirdiği araştırmayla Türkiye'de her iki kişiden birinin yüksek stres altında olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 50'den fazlası stresin günlük yaşamını ciddi şekilde etkilediğini belirtirken, stresin en büyük kaynağı yüzde 50,5 ile ekonomik koşullar olarak öne çıkıyor.
Türkiye genelinde bin kişiyle gerçekleştirilen araştırma, stresin toplum genelinde yaygın, sürekli ve etkisi derin bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 48'i yüksek veya çok yüksek stres altında, yüzde 50'den fazlası stresin günlük hayatını ciddi şekilde etkilediğini belirtiyor. Bu tablo, stresin artık geçici bir durum değil, yaygın ve kalıcı bir toplumsal gerçeklik haline geldiğini gösteriyor.
Stresin ana kaynağı: Ekonomi
Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, stresin temel kaynağına ilişkin. Katılımcıların yüzde 50,5'i doğrudan ekonomik durum ve geçimi en büyük stres kaynağı olarak gösteriyor.
Bununla birlikte açık uçlu yanıtların analizi daha derin bir tabloyu ortaya koyuyor ve “Türkiye'de stres çok faktörlü görünse de temel belirleyici açık ara ekonomik baskıdır” değerlendirmesi öne çıkıyor. Araştırma bulguları, stresin yaklaşık yüzde 65 oranında doğrudan veya dolaylı biçimde ekonomik baskıyla ilişkili olduğunu; iş yükü, gelecek kaygısı ve diğer faktörlerin ise büyük ölçüde bu baskının yansımaları olduğunu gösteriyor.
Stres gün boyu devam ediyor
Araştırma, stresin yalnızca belirli anlarda değil, günün büyük bölümünde hissedildiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 40,5'i stresin gün içinde sorumluluklar sırasında ortaya çıktığını belirtirken, yüzde 23,9'u stresin gün boyunca sürekli devam ettiğini ifade ediyor. Bu sonuç, toplumun yaklaşık yüzde 64'ü için stresin anlık değil, süreklilik gösteren bir deneyim haline geldiğini gösteriyor.
“Sürekli alarm hali zihinsel dayanıklılığı düşürüyor”
DORinsight araştırmasının ortaya koyduğu “gün boyu süren stres” tablosunu değerlendiren DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Sena Öz, sürekli stres halinin zihinsel sağlık açısından önemli riskler taşıdığını belirtiyor: “Stres halinde olmak bedenimizde kortizol hormonunu yükseltir. Sürekli stres ise zihne tehlikedesin algısını yükler, beden sürekli alarmda kalır. Beden rahatlayamadıkça zamanla sürekli bir şeyleri yanlış ya da eksik yapıyorum hissini yaratır, kişi bir türlü yaptığı eylemleri tamamlayamadığını hisseder. Dikkat dağınıklığı, unutkanlık, kararsızlık, sürekli yorgunluk, ani öfke patlamaları, tahammülsüzlük ve uyku bozukluğu gibi durumları tetikler. Bunlar da zamanla kişinin zihinsel dayanıklılığını düşürmeye başlar.”
“Kronik stres günlük işlevselliği bozduğunda tehlikeli hale gelir”
Kronik stresin, kısa süreli bir baskı durumundan ziyade haftalar, aylar hatta yıllar boyunca devam eden stres hali olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Sena Öz, “Kişi rahatlama fırsatı bulamaz. Normalde stresin işlevsel olduğu durumlar vardır, örneğin sınavı olan bir çocuk biraz stresli olduğunda sınava daha çok çalışma eğilimi gösterebilir. Tehlikeli hale geldiği nokta, stresin artık kişinin günlük işlevselliğini bozmasıdır: uyuyamamak, sürekli gergin hissetmek, fiziksel belirtiler (baş ağrısı, mide sorunları) ve sosyal hayattan çekilme gibi işaretler varsa kronik stres ciddi bir müdahale gerektirir” diyor.
Stres en çok ruh halini etkiliyor
Stresin en fazla etkilediği alanın yüzde 53,1 ile ruh hali (psikolojik durum) olduğu görülüyor. Bunu yüzde 21,1 ile iş performansı, yüzde 10,4 ile uyku düzeni ve yüzde 10,1 ile sosyal ilişkiler takip ediyor. Bu sonuç, stresin artık yalnızca bir duygu değil, zihinsel sağlığı doğrudan etkileyen bir yük haline geldiğini ortaya koyuyor.
Kadınlar stresi daha yoğun hissediyor
Araştırma sonuçları, stresin cinsiyete göre belirgin şekilde farklılaştığını ortaya koyuyor. Kadın katılımcılarda yüksek stres oranı yüzde 54,4 seviyesinde gerçekleşirken, erkeklerde bu oran yüzde 42,4 olarak ölçülüyor. Aynı zamanda kadınların stresin günlük yaşam üzerindeki etkisini daha yüksek oranlarda “ciddi” ve “çok ciddi” olarak ifade ettiği görülüyor. Bu bulgu, stresin toplum genelinde yaygın olmakla birlikte bazı gruplar üzerinde daha yüksek yoğunlukta hissedildiğini ortaya koyuyor.
Stres genç yaş gruplarında daha belirgin
Araştırma sonuçları, stresin özellikle genç yaş gruplarında daha yoğun hissedildiğini gösteriyor. 18–24 yaş aralığında yüksek stres oranı yaklaşık yüzde 50,7 seviyesine ulaşırken, 45–54 yaş grubunda bu oran yüzde 43,8 seviyesinde kalıyor. Genç katılımcılarda ekonomik baskı ve gelecek kaygısının stres üzerindeki etkisi daha belirgin şekilde öne çıkıyor. Bu durum, stresin toplum genelinde yaygın olmakla birlikte yaşam evrelerine göre farklı yoğunluklarda deneyimlendiğini gösteriyor.
Araştırmada kadınlar ve gençlerde daha yüksek stres oranları görülmesini de değerlendiren DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Sena Öz, şunları söylüyor: “Kadınlar ve gençlerde stresin yüksek olması toplumdaki rolleriyle de çok bağlantılı bir durum. Kadının toplumda birçok rolü var örneğin çalışan bir anneyse. Hem işte hem ev düzeninde hem de çocuk bakımında çok iyi olmasının beklenmesi doğal olarak bu durumlarda zorlanmak kadınlarda stresi artıran nedenlerden bir tanesi olabilir. Burada destekleyici ve paylaşımcı olmak kadının üzerindeki stresi azaltmaya yardımcı olabilir. Gençler üzerindeki etkisi için şüphesiz gelecek kaygısı ve ekonominin belirsizliği. En çok etkilendikleri nokta ise ‘sosyal medya'. Gençler için özellikle dijital sınırlar koymak, karşılaştırma tuzağından uzaklaşmak ve gerçekçi hedefler belirlemek kritik. Her iki grup için de sosyal destek ağlarını güçlendirmek stresin en güçlü baş etme yollarından biridir.”
Stres tüm sosyo-ekonomik segmentlere yayılmış durumda
Sosyo-ekonomik kırılımlar, stresin yalnızca belirli bir kesime özgü olmadığını, toplumun tüm segmentlerine yayıldığını ortaya koyuyor. Farklı gelir grupları arasında stres seviyelerinde sınırlı farklılıklar görülürken, yüksek stres oranlarının tüm segmentlerde benzer seviyelerde gerçekleştiği dikkat çekiyor. Bu bulgu, stresin yalnızca ekonomik düzeyle sınırlı olmayan, toplumun geneline yayılan yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Stresle mücadele yerine kaçış davranışları öne çıkıyor
Araştırma, bireylerin stresle başa çıkma yöntemlerinde dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 34,8'i sosyal medyada vakit geçirerek stresle baş etmeye çalışırken, yüzde 17'si dizi veya film izliyor, yüzde 17,4'ü ise yalnız kalmayı tercih ediyor. Buna karşılık profesyonel destek alanların oranı yalnızca yüzde 1 seviyesinde kalıyor. Bu tablo, stresin etkili biçimde yönetilemediğini; çoğu zaman ertelendiğini ve biriktiğini gösteriyor.
Stresin etkisi derin, çözüm algısı zayıf
Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 35,5'i stresin hayatlarını “oldukça etkilediğini”, yüzde 12,6'sı ise “çok ciddi etkilediğini” belirtiyor. Buna karşılık katılımcıların yalnızca yüzde 2'si stresin hayatlarını etkilemediğini ifade ediyor. Bu tablo, stresin toplum genelinde yaygın ve kaçınılmaz bir deneyim haline geldiğini ortaya koyuyor.
Gelecek beklentisi: Değişim umudu sınırlı
Katılımcıların stresin geleceğine dair beklentileri de dikkat çekiyor. Yüzde 38,5'i stresin değişmeyeceğini düşünürken, yüzde 29'u azalacağını, yüzde 29,2'si ise artacağını öngörüyor. Toplumun önemli bir bölümü, stresin kısa vadede ortadan kalkmayacağına inanıyor.
“Ben artık bunu tek başıma yönetemiyorum” hissi önemli bir sinyal
Psikolojik destek sürecine ilişkin yanlış inanışlara da değinen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Sena Öz, şu değerlendirmede bulunuyor: “Bir kişi şu durumları yaşıyorsa psikolojik destek almayı ciddi olarak düşünmeli; stres kontrolünden çıkmış gibi hissediyorsa, stresten kaynaklı uyku problemi, iştah kaybı yaşıyorsa, stres günlük işlevselliğini bozuyorsa (örneğin okul hayatını, iş hayatını veya ev hayatını etkilemeye başladıysa), sürekli mutsuzluk, kaygı halindeyse… Kısacası ‘ben artık bunu tek başıma yönetemiyorum' hissi önemli bir sinyaldir.”
Günlük hayatta uygulanabilecek üç adım
DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Sena Öz, stresle baş etmek için herkesin uygulayabileceği üç öneriyi ise şöyle sıralıyor: “Bedensel rahatlama kanallarını geliştirmek. Örneğin nefes egzersizlerini her gün düzenli olarak tekrar etmek, bedenin rahatlamaya alışmasını sağlar. Zihinsel olarak söylemlerine dikkat etmek ve kendine daha olumlu cümleler kurmak da önemlidir. Yapabildiklerini fark edip onları beslemek ve güçlendirmek ise sürecin önemli bir parçasıdır.”
Sonuç: Türkiye'de stres, ekonomik ve psikolojik bir sistem sorunu
Araştırma sonucunu değerlendiren DORinsight Kıdemli Proje Müdürü Çağdaş Mert, şunları söylüyor: “Araştırma sonuçları, stresin toplum genelinde yaygın, ekonomik temelli, gün boyu devam eden ve zihinsel sağlığı doğrudan etkileyen bir yapı kazandığını; buna karşın stresle etkili biçimde başa çıkılamadığını ortaya koyuyor. Bu bulgular, stresin artık yalnızca bireysel bir duygu değil, toplumsal ve yapısal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle ekonomik refah algısının güçlendirilmesi, bireylerin psikolojik destek mekanizmalarına erişiminin artırılması ve stresle başa çıkma konusunda farkındalık yaratılması giderek daha kritik hale geliyor.”
Araştırmanın Künyesi
Bu araştırma, DORinsight tarafından 01–07 Nisan tarihleri arasında CAWI (online anket) yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, Türkiye genelini temsilen ABC1C2DE sosyo-ekonomik segment dağılımına sahip toplam 1.000 kişi katılmıştır.