Ameliyatsız Triküspid Kapak Tedavisinde Türkiye Öncü Konumda
Kalp kapak hastalıklarında son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri olan ameliyatsız triküspid kapak tedavisi, Türkiye’de dünya ile yarışan bir seviyeye ulaştı.
- SAĞLIK / 27.03.2026 Saat: 17:00
Kalp kapak hastalıklarında son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri olan ameliyatsız triküspid kapak tedavisi, Türkiye’de dünya ile yarışan bir seviyeye ulaştı. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, bu alandaki gelişmeleri ve Türkiye’nin rolünü değerlendirdi.
Ameliyat riski yüksek hastalar için ameliyatsız seçeneklerin mümkün hale geldiğini ifade eden Dr. Ateş, “Uzun yıllar boyunca ‘unutulmuş kapak’ olarak tanımlanan triküspid kapak hastalıkları, çoğunlukla geç fark edilmesi ve yüksek cerrahi risk nedeniyle tedavi edilemiyordu. Hastalar genellikle ileri evrede, kalp yetmezliği ve organ hasarıyla başvuruyordu. Ancak günümüzde bu alanda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ve hekimlerin tecrübe kazanması ile Triküspid yetmezliği artık erken dönemde tespit edilip tedavi edilebilir hale geldi. Özellikle ameliyat riski yüksek hastalar için ameliyatsız seçenekler uygun hastalarda gündeme gelebiliyor. Bu yöntemler aynı zamanda geç kalmış hastalarda da yaşam kalitesini artırabiliyor.” Dedi.
Mitral kapak için geliştirilen teknoloji triküspid kapakta da uygulanabiliyor
Ameliyatsız kapak tedavileri ilk olarak mitral kapak için geliştirildi. 2000’li yılların başında başlayan bu yöntemler, özellikle 2010 sonrasında hızla gelişti. Bu teknolojiden ilhamla geliştirilen ‘kapak mandallama (klip)’ yöntemi, kısa sürede triküspid kapakta da uygulanmaya başladı. Girişimsel mandallama (klipsleme) yöntemi anjio benzer bir yöntem olup, kasık damarından girilerek kalbe ulaşılıyor ve triküspid kapağın uygun yaprakçıkları birbirine yaklaştırılarak kapak kaçağı azaltılıp kalbin yükü hafifletiliyor. Uygulamada çoğunlukla kısa süreli anestezi yeterli oluyor, hasta genellikle aynı gün veya kısa sürede toparlanabiliyor. Açık cerrahiye ihtiyaç duyulmadan gerçekleştirilen bu yöntem sayesinde hastalar daha kısa sürede toparlanıp, günlük yaşamlarına daha enerjik ve sağlıklı şekilde dönebiliyor.” Şeklinde konuştu.
Cerrahiye uygun olmayan hastalar için birinci seçenek haline geliyor
Yöntemin hangi hastalarda uygulanabileceği konusuna da açıklık getiren Dr. İsmail Ateş, “Her hasta için uygun olmayabilir ancak anatomisi uygun olan, cerrahi riski yüksek veya orta düzeyde olan, özellikle ileri evredeki hastalar için güçlü bir seçenek. En önemli nokta ise cerrahiye uygun olmayan hastalarda, triküspid kapak klip tedavisi artık birinci seçenek haline geliyor. Fakat tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktör zamanlamadır. Erken dönemde yapılan müdahale yüksek başarı şansını artırırken, geç dönemde yapılan müdahale yine fayda sağlar ancak bu sınırlı kalabilir. İleri vakalarda hastalarda şu sorunlar görülebiliyor: sağ kalp yetmezliği, karaciğer hasarı, siroza ilerleme, karında sıvı birikimi (asit). Ancak hasta geç kalmış olsa bile, tedavi seçeneğinin değerlendirilmesi hiç tedavi edilmemesinden çok daha iyi.” dedi.
Türkiye erken başlayan ülkeler arasında
Doç. Dr. Ateş, Türkiye’nin bu alandaki konumunu değerlendirerek, “Kalp kapak tedavilerindeki girişimsel yöntemler Avrupa’da ilk uygulamalar sonrası hızla yayıldı. Benim ve ekibimin öncülüğünde Türkiye’de yaklaşık 5 yıl önce aktif olarak uygulanmaya başlandı ve 200’ün üzerinde vaka çalışmamız oldu. Bugün artık birçok merkezde rutin hale gelmeye başladı. Türkiye, Almanya ve Fransa ile birlikte erken uygulayan ülkelerden biri. ABD bile bu tedaviye daha geç adapte olan ülkeler asında, Japonya’da ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Türkiye’deki ekibimizle birlikte Orta Doğu, Kuzey Afrika, Körfez ülkelerinde de bu tedavinin yayılmasına katkı sağlamaya devam ediyoruz. Bu alanda erken adım atılması Türkiye’ye önemli bir avantaj sağladı. Türk ekip olarak oldukça önemli bir klinik deneyim birikimimiz oldu. Uluslararası yayın ve bilimsel makalelerde yine Türk hekimlerinin imzası olması ülkemiz açısından büyük bir prestij ve güven kaynağı. Türkiye bölgesel sağlık merkezi olma potansiyeline sahip bir ülke konumunda. Bu alan da sağlık turizmi açısından ülkemize çok büyük katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı.